Referanduma katılımın imani zaafla açıklamak ne kadar yanlışsa katılmanın gereğinin de itikadi bir bağın sonucu olduğu da i
İslamcılar arasındaki referandıum tartışmalarında dil ve uslup ne olmalıdır?
Fuat Çağlar ilahiyat bahçelerine sığmadı. Cephelere sığmadı, sığmadı bu dünyaya!
  • Dünya
  • Türkiye
  • Ekonomi
  • Kültür Sanat
  • Yaşam
  • Eğitim
  • Spor
  • Basın Özetleri
  • Bilim-Teknoloji
  • Din-İdeoloji
Diyarbakır ve Mardin -İki-Günlüğüm(I)
Ahmet YILDIZ
Medyapress.net
Bookmark and Share

Bu yazı 384 defa okunmuştur.

                                                                                       Ziyaretin İdeolojik Boyutu:Diyarbakır

İki hafta önce yeni mekanlar, yeni insanlar ve diri heyecanları görmek için Diyarbakır’a uçtuk birkaç iyi adamla. Gezimizin amacı ne Diyarbakır’ın kültürel mekanlarını görmek ne de Diyarbakır’ın meşhur dizilere de konu olmuş 12 Eylül’ün tarif edilmesi güç acılar yaşattığı cezaevini görmekti. Arkadaşlarla ‘Arkeolojik değil ideolojik’ bir gezi diye özetlemiştik amacımızı soranlara. Kulaklarımıza çalınan ‘dava delisi’ insanları görmek ve onların deliliklerinden ilham almaktı tam anlamıyla amacımız.
 
Seyahatimize uçakla çıkmaya karar vermiştik, malumunuz bilet fiyatları epeydir uçaktan yanaydı. Bir de zamanın bizim için vazgeçilmez bir değeri vardı. Hem yolda kaybedilmeyen bir zaman dilimi hem de yolculuğun bizde bıraktığı yorgunluk olmayacaktı. Sabiha Gökçen’den binecektik uçağa ve son anda aldığımız habere göre yollar ralli dolayısıyla kapalıydı. Bizde bu durum bir telaşa neden olmadı değil. Ancak her erken çıkanın erken yol aldığı gibi biz de erken çıkarak bu durumu hafif bir heyecanla aşmıştık. Havaalanında yaşadığımız ‘ben bir asker kaçağıyım’ tadında bir başka heyecan… Sonunda bir saat kırk dakika süren bir uçak yolcuğuna başlayabilmiştik. Şu eski parayla üç milyarın üzerinde maaş aldığı söylenen hosteslerin aslında otobüs muavinlerinden pek de farklı bir durumları var mı anlamam mümkün olmadı. Bol içkili satış servisleri ve emniyet kemeri kontrolleri…
 
Diyarbakır havaalanına inince bizi karşılayacak arkadaşları nasıl tanıyacağımız tartışması başlıyor aramızda. Ben Serdar Bülent ağabeyin Facebook’tan resmini görmüşlüğüm vardı gerçi ama Facebook’a herkes gençlik resimlerini koyduğundan son halimi mi bilmiyorduk. Ancak hakkını yemeyeyim son halini koyduğunu kendisini görünce anlıyorum. Bir de İstanbul’da denk geldiğim Metin ağabeyi de görünce karşılama heyetini çabucak tanıyoruz. Araçlara biniyoruz sorgu sualsiz. Ve trafikte ilerliyoruz. Geçtiğimiz mevkilerin nereler olduğunu meraklı gözlerle soruyoruz. Bağlar ilçesinden geçiyoruz diyorlar ama televizyonlarda varoşluğundan söz edilen yere hiç benzemiyor. Her ne kadar Metin ağabeyin ara sokaklarının varoşluğundan bahsetse de gayet gelişmiş bir havası var caddelerinin.
 
 Misafirperverliğin en güzel biçimlerinden olan bir yemek ikramı aç olan bizler için çok yöreye has hoş bir lahmacun sunumuyla başlıyor. İlk kez karşılaştığım kepçeyle ayran içmek ise gerçekten otantik bir durum. Ancak derin derin bir tanışıklığı olmayan tarafeynin birbirini şahsen tanımanın ötesine geçiyor muhabbet. Mesleki tanışma kurumsal tanışmaya hatta yöresel tanışmaya taşınıyor ortam. Tatlılar eve, Metin Ağabeyin evine taşınıyor muhabbetle. Lahmacunun ardından burma kadayıfın da bu yörede bir başka tadıyla karşılaşıyoruz.
Eve ulaşmak için binanın asansörüne biniyoruz. Üstteki bir düğmeye de basmanız lazım asansörü hareket ettirebilmeniz için. Gerekçesini şaka yollu Metin Ağabey açıklıyor her evde sekiz çocuk olursa diyerek… Evlerin büyüklüğü ise bizi şaşırtan bir başka ayrıntı olarak dikkatimi çekiyor. Evdeki sohbet faaliyetlerle başlıyor, yörenin zorlukları ve avantajlarıyla uzuyor kanlı bir geçmişe. Anlatırken yüzlerdeki endişe adeta o yılları yeniden yaşatıyor dönemin şahitlerine. Gece atlanamayacak kadar güzel ayrıntılarla bitiyor.
 
Sabah ise siyaset ile iç içe bir kahvaltı ile başlıyor. DTP(BDP)’nin başarısı AKP’nin başarısızlığının nedenlerini yöre insanın dilinden dinliyoruz. Seçim taktiklerini öğreniyoruz Kürt ulusal siyasetinin; her seçim öncesinde bir zamanların Refah partisinin yaptığı ‘birebir markaj’ siyasetini uyguladıklarını öğreniyoruz. BDP’nin belediye çalışmalarının başarısızlığına rağmen seçimi kazanmasında sistemin kimlik baskısı ve Tayyip Erdoğan’ın seçim zamanında yaptığı açıklamaların belirleyici olduğunu öğreniyoruz. Ancak Kürt illerinde insanların daha politik olduğu bilgisine sahip olmamıza rağmen olayların iç yüzünü araştırmayan sıradan insanların burada da çok olduğu bilgisine ulaşıyoruz. Demek ki kimilerimizin hayatında siyaset her ne kadar belirleyici olsa da çoğumuz üzerinde tek başına belirleyici olamıyor diyorum kendi kendime.
 
Gün Özgür-Der’in mekanlarını görmek ve faaliyetlerine yakından şahitlik etmek şeklinde programlandı. Islah Hareketi de buradaki arkadaşların bir başka STK’sı- daha çok insani yardım ve eğitim faaliyet alanları-, gençlik merkezi ile iç içe. İlk önce oraya ziyaretle başlıyoruz. Burada otuz öğretmen gönüllü olarak ilköğretim örencilerine katkıda bulunuyormuş. Mütevazi bir binaya, geniş bir bahçeye sahip bir mekan. Günün ilk muhabbeti burada başlıyor. Başörtüsü ilk konumuz. Türkiye gündemine mal olmuş Ece ile başlıyoruz konuşmalarımıza. Biz soruyoruz Özgür-der başkanı S. Bülent Yılmaz ağabey cevaplıyor tüm ayrıntılarıyla. Şehirde farklı vakıaların da olduğunu öğreniyoruz. Onlara karşı da mücadele yürütülüyormuş. Küçük çocuklarımızın verdiği mücadele adeta sistemi zora sokuyor ve bu açmaz karşısında yöneticiler ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar deniyor. Ben de koca koca adamların çözmediği sorunu bu günahsız dimağların, kalplerin çözeceği umudumu dile getiriyorum.
 
Ziyaretimize Selahaddin Eyyubi konferans salonuyla devam ediyoruz. Diyarbakır Özgür-derin Cuma namazı ve öncesinde konferanslarını, gençlerin çeşitli yemekli ve kalabalık etkinliklerini düzenledikleri 300 kişiden fazla insanı alabilen büyük bir salon. Muhabbetimiz faaliyetlerden usul-i din mevzularına kayıyor bir ara. Aramızdaki yakınlığı bu alanda da fark ediyoruz, birbirimizi destekler mahiyetteki sözlerimizle. Üslup konusunda dışlayıcı olmamak gerektiği üzerinde duruyoruz. Namazlarımızı kılmanın ardından havanın sıcaklığı kazakla devam edebilmeyi zorlaştırınca Diyarbakır ölçeğinde bir AVM’ye uğramayı beraberinde getiriyor. Şehrin sokaklarından yürüyerek geçiyoruz. Aslında İstanbul’un dışında bir Anadolu şehrinde gezme hissi vermeyecek kadar gelişmiş bir halde Diyarbakır. AVM’nin yanındaki 5+1 satılık daireler ilanı, İstanbul’un dışında olduğumuzu fark ettiriyor.
 
Geniş geniş yollardan yürüyerek Çocuk Kulübüne ulaşıyoruz. Bir binanın alt katında şirin bir yer. İçeriye destur alarak
giriyoruz gönüllü ablalardan. İlköğretim öğrencilerinin davullu zurnalı bağrışmaları geliyor içeriden. Ne olduğunu sormaya kalmadan yılsonu gösteri hazırlıkları bilgisi geliyor. Ahlak eğitimiyle birlikte Satranç, müzikalite, folklor eğitimi veriyorlarmış. Yetkili hanımefendiler detaylı bilgi veriyorlar. Talebin çokluğundan sabahçı ve öğlenci gruplar oluşturmuşlar. Heyecanları kurdukları cümlelere sinmiş durumda. İçten bir paylaşım yaşıyoruz. Kullandıkları kitap ve materyallerin Davet derneğinin kullandıklarıyla aynılığı dikkatimizi çekiyor. Hakkını yemeyelim İstanbul’dan ilerideler sistematikleriyle, kitap ve materyal zenginlikleriyle. Kulüpte bayanlar görev alıyormuş. Sadece iki tane beyefendi folklor hususunda yardımcı oluyorlar, biri öğrenci diğeri doktor. Folklor erkeklerle sınırlı gerekçesini açıklarken birçok husustan karşılaştığımız fıkhi zorlukla onların da karşılaştıklarını anlıyoruz. Anlayacağınız bu meselelerin coğrafyası yok.
 
Ofise gidiyoruz bu defa araçla. Ofis bir semtin adı Diyarbakır’da. Eskiden zenginlerin oturduğu bu semt, şehirde yeni yapılaşmayla beraber işyerleri ağılıklı bir görünüm kazanmış. Özgür-Der’in merkezi de diğer derneklerin olduğu gibi burada. Yollarda Peygamber Sevdalıları Platformunun Pazar günü tertipleyeceği mevlidin afişleri dükkânlarda, arabalarda asılı. Mevlide ücretsiz araçlarla servisler yapıldığını araçların üzerindeki açıklamalardan öğreniyoruz. Mevlide insanların ilgisi konuşuluyor. Peygamber denilince akan sular duruyor her kesimden insan-örgütlü taraflar hariç- ilgisiz kalmıyormuş burada. Bu sene bir milyar salavat dağıtılmış radyo aracılığıyla halka. Anlaşılan o ki bizim anlayışımızın çok gerisinde bir peygamber algıları var mevlidi tertip edenlerin ya da her ne kadar biz yanlı görsek de stratejik görüyorlar yapılanları. Daha önce düzenlenenlerin içerikleri konuşuluyor. Peygamberimiz kastedilerek ‘O aramızda’ gibi vurguların yapıldığı hatırlatılıyor. Bu anlatılanlar bize tuhaf geliyor  doğrusu. Bu tarz ifadeler bize tarikat çevrelerini anımsatıyor.
 
Özgür-Der’in içerisini gezmekle başlıyoruz. Eskiden burada yapılırmış faaliyetler. Artık burada birkaç bayan gurubunun dersleri yapılıyormuş. Önceki bilgilerimizden hatırladığımıza ve verilen bilgilere göre Diyarbakır Özgür-Der basının ilgi odağı olduğu için buraya sık sık gazeteciler de uğruyormuş. Sizin anlayacağınız basına ve kamuoyuna açılan pencere. Serdar Bülent ağabeyin özellikle ortaöğretim üzerine yaptığı bilgilendirme bizler tarafından ilgi, kalbi yoğunlukla ve kendi durumumuzla karşılaştırılarak dinleniyor.
 
İkindileri kılıp yemeğe çıkıyoruz bir ciğerciye. Diyarbakır’ın ciğeri meşhurmuş. Hatta sabah kahvaltılarında yenilirmiş. Yiyince ciğerin hak eden bir şöhreti olduğunda hemfikir oluyoruz arkadaşlarla. Yola İstanbul’un yoğun bir caddesinde yürüme hissiyle devam ediyoruz. Bir ara hangimizin şehirde yabancı havası olduğunu soruyoruz. Serdar ağabey kavruk renkleri tespit ederek geri kalanları yabacı olarak tanımlıyor.
 
Diyarbakır kalesine doğru yürüyoruz. Valinin devasa evinin önünden geçiyoruz, İstanbul valisinin gerçekten böyle bir evi var mıdır diye söylenerek. Kale burçlarını görüyoruz biraz ilerleyince. Kalenin dışında bir miktar devam edince eski Diyarbakır’ın içine giriyoruz. Metin ve Yavuz ağabeylerle birlikte- her şehirde bulunduğu gibi burada da Ulu cami var- Ulu camiye gidiyoruz. Avludan girince önde ve arkada iki tane namaz kılma bölümü dikkatimizi çekiyor. Bunların Hanefi-öndeki-, Şafi-arkadaki- mescidi olduğunu öğreniyor ama inanmakta epey zorlanıyoruz. Niye böyle bir ayrım vardı diye sormadık değil.- Gerçi Suriye’deki Emevi camisinde de bu tür ayrımların olduğunu İstanbul’a gelince öğreniyoruz.-Akşam namazlarını Hanefi mescidinde kılıp çıkıyoruz Şafi arkadaşlarla. Yolumuz önce Keçi burcuna düşüyor. Burası Diyarbakır kalesinin burçlarında birisi. Dicle’yi seyretme güzel olurmuş gündüz buradan. Ancak bize şehre büyülü bir hava katan gece ışıklarını seyretmek düşüyor.
 
Her şehre Atatürk uğramış mıdır bilmem ama gezdiğim tüm şehirlerde ona ait bir meskene rastlıyorum. Burada da Gazi kökü mevcutmuş. Arkadaşlar bizi oraya götürüyorlar. Geldiğimizde bizim Çamlıca tepesine benziyor tespitime katılıyor Diyarbakırlı arkadaşlardan bir kaçı. Biraz yüksekçe bir yere kondurulan bu köşkün sahiplerinde istemlerinin dışında alınarak Atatürk’e verildiği iddialarından bahsediyorlar. Kökün önünde çeşitli zevata ait büstler de mevcut. Resimler çekiliyor ve köşkün altındaki çay bahçesine koyu bir muhabbet için kuruluyoruz. Sor sorma sırası onlarda bu defa. Bizle ilgili hatta tarihimizle ilgili sorular sırlanıyor. Bizden de kökü eskilere dayanan cevaplar. Diyarbakır’ın geceleri de uzun olurmuş buradan da tatlıcıya gidince. Künefe yiyeceğiz. Metin ağabey ısrarla kaymaklısını sipariş ediyor. Bizler sadece peynirlisini bilirdik ya öyle değilmiş aslında. Burada kaymaklısı da yapılırmış. Künefeleri tadınca kaymaklı tercihi yerindeymiş diyoruz. Dondurma fıstık soslu künefe gerçekten bir başka oluyor Diyarbakır’da.
Geceye bölünerek devam ediyoruz. Biz Murat hocayla beraber Serdar Bülent Ağabeyin evinde misafiriz bu gece. Uyku beni çok sıkıştırmış durumda ancak birbirimizi tanıma çabası bizi ayakta tutuyor bir de kılınacak yatsı namazı. Namazların ardından ikram edilen dondurma ve beklenen son: derin bir uyku…

  DEVAM EDECEK:

  Diyarbakır ve Mardin -İki-Günlüğüm(II)   

Ziyaretin Arkeolojik Boyutu: Mardin   



  Yorumlar
+ Yorum ekle
Henüz hiç yorum yapılmamış.

Tüm yazylary
Milli Görüş Yeniden Sahne Alabilir Mi?
Yeniden Besmele Çekmeye Hazırlanırken
İstikamet Arayışı
Nasıl Bir Basın?
Kıbrıs -Bir- Günlüğüm
Diyarbakır ve Mardin -İki-Günlüğüm(I)
Diyarbakır ve Mardin-İki-Günlüğüm(2)
Her Yanlış Adım Yarına Kesilen Faturadır
YAZARLARIMIZ
Ahmet YILDIZ
Davet
Ahmet YILDIZ
Her Yanlış Adım Yarına Kesilen Faturadır
Erdoğan Tuna
Sınır Boyu
Erdoğan Tuna
İslamcıların Ahlakla İmtihanı
Metin Ünlü
Bu Ülke
Metin Ünlü
GÜLÜMSÜYORUM
Ayşe ÇELİK
Adsız Kayıtlar
Ayşe ÇELİK
Guantanamo: Hapishaneden Fazlası...
Hanife Polat UZUN
Ruhaliyet
Hanife Polat UZUN
Babamın elleri...
Eylül Turna
Kurşun Kalem
Eylül Turna
Dikkat! Bu Kapıdan Bana Benzemeyen Geçemez.
S.Bülent Yılmaz
S.Bülent Yılmaz
Cürmünden Fazlasını Yakan Bir Tartışma: Referandum
İKTİBAS YAZARLAR
Yıldıray OĞUR
Yes we Can
Yıldıray OĞURMehmet PAMAKAbdurrahman DilipakAhmet Altan Ahmet Taşgetiren Ali Bayramoğlu Akif Emre Ergun Babahan Fehmi Koru Mehmet Altanİsmet Berkan Mümtazer Türköne Nuh Gönültaş Taha AkyolHamza TürkmenRoni MarguliesSamir SALHA
ÇEVİRİ YAZILAR
Bahir SALİH
Türkiye ABD′nin yeni Truva atı
ANKETİMİZE KATILIN
Referandum Müslümanlara Özgürlük Getirir mi?
Evet
Hayır
Fikrim Yok

KÖPRÜ LINKLERIMIZ